Bugün 14 Mayıs. Şehrin koşturmacasında, plazaların soğuk camları ardında ya da bitmek bilmeyen trafik çilesinin içinde çoğumuzun unuttuğu, belki de sadece market rafındaki etikete bakarken hatırladığı o kadim kahramanların günü: Dünya Çiftçiler Günü.
Aslında bu yazı bir kutlama mesajından ziyade, bir hatırlatma, biraz da vicdan muhasebesi olsun istiyorum. Çünkü modern insan, sofrasına gelen ekmeğin fırından, sütün kutudan, elmanın ise manavdan ibaret olduğunu sanacak kadar koptu doğadan. Oysa o bir dilim ekmeğin arkasında, güneşin alnında çatlamış bir toprak, rüzgârda kavrulmuş bir yüz ve sabah ezanıyla tarlaya düşen bir çift ayakkabının hikâyesi var.
Doğanın Dilini Konuşanlar
Çiftçilik, öyle her yiğidin harcı olan bir "iş" değildir. Mesai saati yoktur çiftçinin; patronu doğadır, iklimdir. Yağmur çok yağsa dert eder, az yağsa dua eder. Don vursa uykusu kaçar, güneş yaksa içi sızlar. Bizim için "hava durumu" sadece şemsiye alıp almayacağımıza karar verdiğimiz bir bültenken, bir çiftçi için o bülten hayatın ta kendisidir.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, çiftçinin dili ortaktır. Anadolu’nun kıraç bir köyündeki Mehmet Amca ile Toskana’daki bir bağ bozumcusu ya da Vietnam’daki bir çeltik işçisi aynı evrensel alfabeyi kullanır: Sabır, emek ve tevekkül. Onlar toprağa sadece tohum değil, umut ekerler. Ve o umut yeşerene kadar, toprağın nazını bir çocuk gibi çekerler.
Toprak Küsünce Sofra Kurur
Bugün geldiğimiz noktada, "gıda güvenliği" dediğimiz o süslü terim aslında çiftçinin nasırlı ellerine emanet. Ancak ne acıdır ki, dünya her geçen gün betonlaşırken, en çok hor gördüğümüz ama en muhtaç olduğumuz şey yine toprak oluyor. Köyden kente göçle boşalan tarlalar, üretimden elini çeken gençler ve sadece tüketen bir toplum yapısı, aslında kendi geleceğimizi karanlığa gömmek demek.
Eğer bugün bir çiftçi "Yoruldum artık," deyip kenara çekilse, dünyanın tüm teknolojileri, yapay zekaları ve gökdelenleri bizi doyurmaya yetmez. Karnımızı doyuran şey ekran kartları değil, topraktan fışkıran o yeşil filizdir.
Bir Teşekkürden Fazlası
14 Mayıs’ı sadece sosyal medyada bir görsel paylaşarak geçiştirmeyelim. Çiftçiyi anlamak, aslında hayatı anlamaktır.
Yerel üreticiye sahip çıkmak, bir çiftçinin çocuklarını okutabilmesi demektir.
İsraf etmemek, dökülen her damla alın terine saygı duymaktır.
Toprağı korumak, henüz doğmamış çocukların rızkını savunmaktır.
Çiftçinin bayramı, hasadının bereketli olduğu, emeğinin karşılığını aldığı, toprağının küsmediği gündür. Onlar, bu dünyanın sessiz ama en güçlü direğidir. Onlar olmazsa ne medeniyet olur ne de gelecek.
Bugün tabağımızdaki o son lokmayı çiğnerken bir an durup düşünelim. O lokmada kaç mevsimin izi, kaç uykusuz gecenin emeği var?
Güneşin kavurduğu, yağmurun ıslattığı, toprağın kokusuna sevdalı tüm çiftçilerimize; bizleri doyurduğunuz, doğayı beklediğiniz ve o kadim geleneği inatla sürdürdüğünüz için binlerce kez teşekkürler.
Emeğiniz kutsal, toprağınız bereketli, gününüz kutlu olsun.